6 Mart 2013 Çarşamba
Rüyalarda Buluşuruz
Ne içli bir şarkıdır "Zaman geçmiş olsa bile rüyalarda buluşuruz, bu şarkıyla kavuşuruz".
Hele de Paşa söylüyorsa 70 lik açtırır adama.
Konumuz bu değil ancak niye bana bu şarkıyı anımsatıyor bilmiyorum. Dün gece "Kelebeğin Rüyası" nı izledim. Birazz karalamak istedim üzerine. Dürüst konuşmak gerekirse pozitif önyargılarımla negatif olanlar birbirini götürdü, oturup nötr nötr izledim..
Pozitiftim çünkü konu şiirli yaşamlar, yönetmen Yılmaz E, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki ( bkz. Üç Maymuni Vavien, Bir Zamanlar Anadolu' da vb. )
Negatiftim çünkü Kıvanç Tatlıtuğ başrol yarısında, diğer yarısı Mert Fırat, Belçim Bilgin esas kız..
Neyse sözün özü izlenimlerim fena sayılmaz ama fena gol yedim.
Kıvanç Tatlıtuğ ismini böyle fütursuzca olumsuz cümlelerde kullanmamak gerekmiş. Ne demiş Bülent Ersoy :) "Helal Olsun". Hem rol kabiliyetini bu denli geliştirmesi, hem o kadar kilo verip rolünün hakkını görsel olarak desteklemesi hem Behlül' den Muzaffer' e geçiş aşamaları..
Belçim Hanım ise öyle sırıtmış öyle sırıtmış ki istediğiniz kadar bilekten lastikli beyaz çorap giydirin 30 yaşındaki bir hanım maalesef 15 yaşında görünemiyor. Yapısal olarak müsait değil yani. Göğüsler önden gider, kaz ayakları desen ne yapsan olmaz...
Mert Fırat' a gelince severim kendisini, iyi de rol yapar ancak Kıvnç' ın yanında sanki kasten daha silik oynamış gibi geldi. İki başrol olmaz arkadaş birimiz az eksik olalım sen daha yakışıklısın sen önden git der gibiydi.
Yılmaz Erdoğan' a gelince, şiirlerini severim, Mükremin' in hastasıyım, Bir Zamanlar Anadolu' da yı iki kez izledim sindire sindire, Neşeli Hayat' ı ise 3-4 kez izledim her biri ayrı tadında.. Organize İşler' de iyi iş çıkarmıştı. Ama bu defa olmamış .Silik kalmışi rol üstüne olmamış maalesef. Böyle hoppidi geçti tüm sahneler çok üzüldüm. Bir oyuncakçı önünde sırtında çuval ile hohoho bağıran adam izlerken içimin burkulması neredeee Behçet Necatigil' in karakteristik özelliklerini yansıtmak nerede..
Filmin kendisine gelince, çok fena halde sığ. Yani öyle ki ne zaman Rüştü Mediha' ya aşık oldu, Mediha' nın gerçek (!) hastalığı neydi, Rüştü çaresizce çırpınırken Muzaffer niye Suzan Suzi diye tırmaladı, Devrim Arabalarında' ki o babayiğit başrole bile sığmayan Taner Birsel baba oğul dialoğunsa aynaya bakakaldı ( bir his geçti mi hayır )
Falan filan. Dedim gitti. Fena gol yedim bu filmden. Hayret o kadar da nötr gitmiştim.
SGD Mart 13
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder